Marka Algısı ve Tüketim Nedir?

marka-algisi-ve-tuketim

Paylaşmayı unutmayın.

Marka algısı ve tüketim ilişkisi günümüz kapitalist sistemin ve reklamcılık sektörünün oldukça fazla kullandığı bir taktik olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira kapitalist sistem varlığını tüketime borçludur ve bireyin de piyasada tüketerek var olmasını amaçlamaktadır. Öyle ki tüketim kavramı, toplumsal mekanizmanın işleyişini sağlayacak değerlerin oluşturulmasında ve bireylerin içinde bulundukları sistemi benimsemelerinde önemli bir yere sahip. Bu sistem içinde ürünlerin marka değeri arttıkça bizlerin de statü değeri artıyor(en azından biz öyle zannediyoruz). Peki tükettiğimiz ürünleri gerçekten marka kalitesini beğendiğimiz için mi tüketiyoruz? Yoksa algılarımızı değiştiren dış etmenler sayesinde mi o ürünler bizlere daha cazip geliyor?

Tüketim Toplumu

”Bir toplumda yaşayan bireyler gerçek ihtiyaçlarından çok daha fazlasını satın alma davranışı gösteriyorsa bu topluma tüketim toplumu diyebilirz”. Tüketim toplumu içerisinde tüketilen ürünler yalnızca bir ürün olmakla kalmıyor aynı zamanda bir ilişki biçimi olarak algılanıyor. Marka algısı ve tüketim ilişkisini de bu bağlamda düşünebiliriz. Bugün evimizde çok ucuza mal edebileceğimiz kahvelerimize sosyalleşme başlığı altında ünlü markaların karton bardaklara doldurup değerinin çok üstünde fiyatlar vermemiz bu algıya çok uygun bir örnek olarak gösterilebilir. Orada tüketilen yalnızca kahve olamamakla birlikte kapitalizm bize sosyalizasyonun da tüketim metası olabileceğini göstermiş oluyor.

Marka Algısı ve Tüketim İlişkisi Doğrultusunda Var Olmak

Burada asıl soru biz kendimizi tükettikçe var olan canlılar olarak mı görüyoruz? Yani benliğimizi ve kendimize atfettiğimiz değeri tüketimimize göre mi şekillendiriyoruz? Marka algısı ve tüketim ilişkisi bizlerin kişiliğimizi tanımlamamızda önem arz ediyor mu? Evet ne yazık ki günümüzde tüketim bizim toplum içinde var olmamızı sağlayacak statüyü elde etmemiz için bir yöntem haline gelmiş durumda. Kendimizi toplumda tükettiğimiz metalar aracılığıyla var ediyoruz. Tabi bu durum yalnızca günümüze özgü değil. Tüketim her zaman statü için önem arz eden bir faktör olmuştur fakat 21. y.y.’ a tüketim çağı demek yanlış olmayacaktır. Kullandığımız telefonların, arabaların markası bizlerin kişiğini tanımlayan birer tanımlayıcı haline gelmiş durumda. Bu durum hem benlik algılarımızla alakalı sorunlara yol açıyor hem de toplum içinde kişileri tüketim tercihlerine göre etiketlememize neden oluyor.

Bugün kapitalist sistemin içinde her şey satın alınabilecek bir metaya dönüşmüş durumda ve tüketmenin asla sınırı yok. Peki üretme noktasında ne yapıyoruz? Bu döngü içinde tüketmek için ilk önce üretmemiz gerekmiyor mu? Yoksa üreteceğimiz alanları dahi temel ihtiyaçlarımızdan ziyade tüketim tercihlerimize göre mi şekillendiriyoruz?

“Girişim fikirleriniz için 4 gerçekçi uyarı” makalemizi de okuyabilirsiniz.

Paylaşmayı unutmayın.

İlgili Sayfalar